Almanca  Almanca » Türkçe  Türkçe
  • Almanca bös

    Türkçe

    bös l. (übel, schlimm) fena, kötü, sunturlu, yaman, berbat 2. (boshaft) serir, sirret 3. (zomig) dargin, gücenik 4. (verzankt) küskün 5. (unheilvoll) ugursuz, mesum, seametli, menhus 6. (groß, sehr) büyük, cok, pek, epeyce 7. Ki. kaka 8. (ermüdend) yorucu, mesakkatli; -er Geist ifrit, seytan; -e Geister pl. kötü ruhlar; ervahl habise; -er Stern menhus talih; -er Wille suiniyet; kötü niyet; -er Blick nazar; kern göz; göz degme; es nicht ~ meinen kötü niyet beslememek; sich bei et. nichts -es denken (yaparken) aklina fena bir sey gelmemek;

  • Türkçe

    {bö:s} kötü, fena, kızgın.

  • Türkçe

    bö:s)
    kötü, fena, kızgın

  • Almanca Boß

    Türkçe

    [der] patron, şef, amir

  • Türkçe

    m F l. patron, sef, amir, isveren; isletme müdürü; parti Hderi 2. (bei Bootsleuten, Kutschern usw.) degnek-ci, cavus 3. V: corbaci

Türkçe  Türkçe » Lehçe  Lehçe
  • Türkçe boş

    Lehçe

    próżniowy

  • Lehçe

    próżny

  • Lehçe

    pustka

  • Lehçe

    pusty

  • Lehçe

    wakujący

  • Lehçe

    wolny

  • Lehçe

    próżnia

Türkçe  Türkçe » Yunanca  Yunanca
  • Türkçe boş

    Yunanca

    επίθ. άδειος, κενός

Türkçe  Türkçe » Japonca  Japonca
  • Türkçe boş

    Japonca

    kara no

Türkçe  Türkçe » Arnavutça  Arnavutça
  • Türkçe boş

    Arnavutça

    kotë (i)

Türkçe  Türkçe » Kazakça  Kazakça
  • Türkçe boş

    Kazakça

    bos

  • Kazakça

    qurğaq

  • Kazakça

    sılbır

  • Kazakça

    tek

Türkçe  Türkçe » Türkçe  Türkçe
  • Türkçe boş

    Türkçe

    Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü


    Koyunun yahut keçinin böğür etleri dikilip içine üzüm pirinç v.s. doldurularak fırında pişirilmek suretiyle yapılan yemek.

  • Türkçe

    sıfat
     
    1 .    İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan:
           "Yaralı kaymakamla iki emir eri de boş kalan kompartımana rahatça yerleştiler."- A. Gündüz.  
    2 .  mecaz  Bir işe yaramayan:
           "Yaşlı başlı insanlarız dedi. Birbirimizi boş tesellilerle aldatacak değiliz."- R. N. Güntekin.  
    3 .  mecaz  Bilgisiz:
           "Daha meselesiz, daha cahil, daha boş, daha yakışıklıydılar."- S. F. Abasıyanık.  
    4 .    Görevlisi olmayan (iş, görev), münhal.  
    5 .    Yapılacak işi olmayan.  
    6 .  mecaz  Verimsiz.  
    7 .  mecaz  Anlamsız:
           "Babam, kuvvetli bir darbe yemiş gibi şaşkın, boş gözlerle bakakaldı."- O. Kemal.  
    8 .  mecaz  Habersiz, hazırlıksız:
           "Tatar dilencinin küfürlerine işte böyle boş yakalandım."- O. Pamuk.  
    9 .    Yararsız, nafile:
           "Karamsar olmamak için ne kadar çırpınsak boş."- R. H. Karay.  
    10 .  zarf  İşsiz bir biçimde:
           "Boş oturmak, aylak durmak insanı çabuk çökertir."- H. Taner.


       

    Atasözü, deyim ve birleşik fiiller

    boşa almak
    boşa çıkarmak
    boşa çıkmak
    boşa gitmek
    boşa koysan dolmaz, doluya koysan almaz
    boş atıp dolu tutmak (vurmak)
    boşa vermek
    boş başak dik durur
    boş bırakmak
    boş bırakmamak
    boş boş bakmak
    boş bulunmak
    boş çıkmak
    (bir işten) boş çıkmamak
    boş dönmek
    boş durmak
    boş durmamak
    boş düşmek
    boş gezenin boş kalfası
    boş gezmekten bedava çalışmak yeğdir
    boş gezmek (veya gezinmek)
    boş gözlerle bakmak
    boş kalmak
    boş kile dipsiz ambar
    boş konuşmamak
    boş koymak
    (birisi) boş olmak
    boş ol (veya olsun)
    boş oturmak
    boşta gezmek
    boşta kalmak
    boş torba ile at tutulmaz
    boş ver!
    boş vermek
    boş yerine vurmak  

    Birleşik Sözler

    boşboğaz
    boş böğür
    boş inanç
    boş kafalı
    boş kâğıdı
    boş küme
    boş lâf
    boş söz
    boş yere
    boş zaman
    boşu boşuna  

  • Türkçe

    Bilgisayar Terimleri Karşılıklar Kılavuzu


  • Türkçe

    Bilgisayar Terimleri Karşılıklar Kılavuzu


    bk. özgür

  • Türkçe

    Bilgisayar Terimleri Karşılıklar Kılavuzu


    bk. geçersiz

  • Türkçe

    Divanü Lügatit-Türk


    boş, hür, ergin; boşanmış; sölpük, pörsük gevşek; salıverilmiş, boşaltılmış

  • Türkçe

    Güncel Türkçe Sözlük


    sf. 1. İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan, dolu karşıtı: ?Yaralı kaymakamla iki emir eri de boş kalan kompartımana rahatça yerleştiler.? -A. Gündüz. 2. Görevlisi olmayan (iş, görev), münhal: Boş kadro. 3. Yapılacak işi olmayan, işsiz: Bugün sabah boşum, gelebilirsin. 4. mec. Anlamsız: ?Bütün bunlar güneşli ve rüzgârlı bir günün boş vaatleri miydi?? -N. Hikmet. 5. mec. Bilgisiz: ?Daha meselesiz, daha cahil, daha boş, daha yakışıklıydılar.? -S. F. Abasıyanık. 6. mec. Bir işe yaramayan, yararsız: ?Yaşlı başlı insanlarız, dedi. Birbirimizi boş tesellilerle aldatacak değiliz.? -R. N. Güntekin. 7. zf. mec. Habersiz, hazırlıksız bir biçimde: ?Tatar dilencinin küfürlerine işte böyle boş yakalandım.? -O. Pamuk.

  • Türkçe

    Su Ürünleri Terimleri Sözlüğü


    El kaldırma aletlerinden olup bir ağ torba ve iki sopadan oluşan av aracı.

  • Türkçe

    Tıp Terimleri Kılavuzu


  • Türkçe

    Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü


    Şeriat hükümlerine göre kadının kocasından ayrılması

  • Türkçe bos

    Türkçe

    Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü


    Boy: Boslarını dorguldurlardı

  • Türkçe

    Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü


    (Boy) pos // boy bos: boy pos

  • Türkçe

    isim
         bakınız boy bos.

  • Türkçe BOS

    Türkçe

    Veteriner Hekimliği Terimleri Sözlüğü


    Beyin omurilik sıvısı.

Türkçe  Türkçe » İngilizce  İngilizce
  • Türkçe boş

    İngilizce

    1. empty. 2. useless. 3. unemployed; free. 4. ignorant. 5. slack, not under tension (rope). 6. uncultivated (land). 7. uninhabited. ––ta unemployed. –– almak naut. to take up the slack, make a hawser taut. ––a almak /ı/ 1. to prop up (a building) temporarily for repairs. 2. mech. to uncouple, release. ––unu almak /ın/ to tauten (a hawser), take up the slack (in a hawser). –– atıp dolu tutmak/vurmak to make a lucky hit, guess the truth by chance. –– bırakmamak /ı/ 1. to help out (a person in need). 2. not to desert (someone). ––u boşuna uselessly. –– bulunmak to be taken unawares. ––a çalışmak/işlemek (for a machine) to run on no load, run light. –– çıkmak lottery to draw a blank. ––a çıkmak to turn out to be nothing. –– çıkmamak /dan/ to make a little something out of (a deal). –– dönmek to come back emptyhanded. –– durmak to be without work, be unemployed. –– düşmek /dan/ to be considered as divorced (from her husband). –– gezenin boş kalfası loafer. –– gezmek to be unemployed. ––ta gezmek to live without working. ––a gitmek 1. to be wasted. 2. to be of no use. –– inan superstition. –– kafalı silly, dimwitted. ––ta kalmak to be without work. –– koymak /ı/ to deprive (someone) of something desirable. ––a koysan dolmaz, doluya koysan almaz. colloq. However I try to do it, it still does not work. –– laf karın doyurmaz. proverb Empty words do not fill one´s stomach. boş ol!/–– olsun! I divorce you! (formerly said by the husband to his wife). –– olmamak not to be without reason, to have a justifying cause. –– oturmak 1. to be without a job, be unemployed. 2. not to have work to do, be without work. –– söz nonsensical words, hot air. –– vakit 1. spare time. 2. leisure. –– ver! Forget it!/Never mind! –– vermek 1. /a/ not to bother (about), to take no notice (of). 2. naut. to loosen a hawser. –– yere 1. in vain. 2. without grounds, without a reason. –– yerine vurmak /ın/ to hit (someone) on his side.

  • İngilizce

    (ADJ.)
    empty, blank, vacant, vain, free, unoccupied, disengaged, airy, barren, bootless, captious, chimerical, desert, expressionless, fallacious, flat, without any foundation, without foundation, frivolous, frothy, futi

  • İngilizce

    empty; bare; vacant; unemployed iþsiz; free; ignorant, useless; (kaset, kâğıt, vb) blank; vain, futile, abortive, barren; (anlamsız) blank, inane

Türkçe  Türkçe » Almanca  Almanca
  • Türkçe boş

    Almanca

    leer

  • Almanca

    leer, leerstehend; unnutz, zwecklos; arbeitslos, müssig, unbeschäftigt; ahnungslos; frei, unbesetzt; tot, unbewohnt, verwaist, wüst, wahn; ungeladen; lose.

  • Almanca

    leer; leerstehend; einfältig; eitel, nichtig; frei; inhaltslos; müßig; nutzlos; offen; vergeblich; ausdruckslos; blanko; zwecklos

  • Almanca

    leer, leerstehend; unnutz, zwecklos; arbeitslos, müssig, unbeschäftigt; ahnungslos; frei, unbesetzt; tot, unbewohnt, verwaist, wüst, wahn; ungeladen; lose

Türkçe  Türkçe » Fransızca  Fransızca
  • Türkçe boş

    Fransızca

    vide, libre, inhabité/e, inocupé/e, oiseux/euse, vain/e, inexpressif/ive, (kâðýt) blanc/blanche

  • Fransızca

    libre, vide, vierge

Türkçe  Türkçe » Azerice  Azerice
  • Türkçe boş

    Azerice

    boş

İngilizce  İngilizce » İngilizce  İngilizce
  • İngilizce BOS

    İngilizce

    obsolete IBM operating system used on early computers with no disk drives (Computers)BOS (Basic Operating System)

Azerice  Azerice » Türkçe  Türkçe
  • Azerice boş

    Türkçe

    boş

Kazakça  Kazakça » Türkçe  Türkçe
  • Kazakça bos

    Türkçe

    bol

  • Türkçe

    boş

  • Türkçe

    gevşek

  • Türkçe

    serbest

Yukarı Çık

NeDemek.org anlamını bilmediğiniz kelimelerin Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, Rusça, Azerice, Hollandaca (Flemenkçe), Yunanca, Japonca, Lehçe, Osmanlıca ve bir çok dilde sözlük anlamı ve çevirilerine pratik bir şekilde cevap veren çok dilli ve kapsamlı bir sözlük ve bilgi kaynağıdır.

"Ne demek?" ve "Nedir?" gibi sorularınıza cevaplar bulabilir ve kelime anlamlarını öğrenebilir, atasözleri, deyimler ve türetilmiş kelimelere bakabilirsiniz.

Türkçe bilim terimleri sözlüğü veritabanında bir çok konuda terimler ve anlamlarına ulaşabilirsiniz. Veritabanında yer alan Türkçe kelimeler TDK - Türk Dil Kurumu - sözlük anlamı referans alınarak eklenmiştir.


Nedemek.org kelime araçları kelime bulucu ve bulmaca sözlüğü kullanımı kolay kelime yardımcılarıdır. Kelime bulucu ve bulmaca sözlüğü kullanmanın kelime hazinenizi geliştirmenize, kelimeleri doğru bir şekilde öğrenmenize ve karışık harflerden oluşan bir kelimeden yeni kelimeler bulmanıza, bulmacalarda takıldığınız kelimeleri bulmanıza yardımcı olduğunu göreceksiniz.